
ALİ NAR HOCA
Ali Nar Hoca, Osmanlı bakiyesi münevverlerdendi. Geniş kültürü, dine, kültüre ve edebiyata vukufiyeti; toplum yozlaşırken o değişmez, pörsümez ve eskimez değerlere sıkı sıkıya bağlı kalıp, değerlerini topluma sunabilmek için gayret eden önemli bir değerdi.
Ali Nar Hoca’nın geniş kültürü, dini ilimlere ve edebiyata düşkünlüğü, bu yolla insanımızı iyiye, güzele ve mutlak değişmez doğruya sevk için verdiği mücadele zaman geçtikçe daha iyi anlaşılacaktır. Onun uğruna mücadele verdiği değerler, Adem aleyhisselamdan başlayıp yaratılmışların seyyidi Peygamber Efendimiz’le devam eden ve kıyamete kadar da güncelliğini koruyan değerlerdi.
Osmanlı bakiyesi âlimler Ahmed Davudoğlu ve Ömer Nasuhi Bilmen’in bıraktığı yerden devam eden Ali Nar Hoca, hayatını dinde reform, mezhepsizlik, Peygambersiz İslam projesi ve dinlerarası diyalog fitnesiyle mücadeleyle geçirmiş İslâm’a ve Peygamber Efendimiz (sav), ashab-ı kiram efendilerimiz ile sonradan gelen salihlerin bize ulaştırdığı Ehl-i Sünnet Akâid’ine yapılan saldırılar karşısında dik durmuş, bu fitneler vasıtasıyla İslâm’ın içini boşaltmaya yönelik cereyanlarla kıyasıya mücadele etmiştir.
O yıllarda Türkiye’de İslâm’ın “mezhepsizlik”le çarpıtılmak istenmesi üzerine bu konuda eleştirel kitaplar yazmış, mezhepsizlik üstüne eleştirel eserlerle birlikte, akideye dâir kitaplar ve Peygamber Efendimiz’in hayatını anlatan siyret’ler kaleme almıştır. 1976’lardan itibaren, Cemaleddin Efgani’nin yolundan giden mezhepsizlerin çıkardığı fitneye karşı, Ahmed Davudoğlu, Necip Fazıl, Mehmed Şevket Eygi, Nedim Urhan, Enver Baytan ve Osman Öztürk’le birlikte Ehl-i Sünnet cephesinde mücadele etmiş, Efganicileri ilzam etmiştir.
“Akâid Risaleleri, İslâm İnancı, Son Asır Ehl-i Sünnet Âlimleri, İslâmî Düşünüş ve Yaşayış Çevresinde, Tevhid’in Esasları (tercüme), İlmi Kelâm Dersleri, İçtihad, Müctehidler ve Mezhepsizlik Tehlikesi, Dini Modernizmin Üç Şövalyesi, Nusayrilik ve Suriye’de Nusayri Zulmü, Zihin Özürlü İslâmcılar ve CEMAR Mezhebi, Büyük Kavga (dinde yenilikçilerle kavgası), Ehli Kitap Cennetlik mi?, Dinde Yenilikçiler ve Buluşma Noktaları, Kırk Hadisle Müslüman Kimliği, Hicret, Kur’an Dersleri ve Dinlerarası Diyalog Fitnesi gibi eserleri kaleme almıştır.
Bu eserlerin yayında Ali Nar Hocamızla birlikte 2008 yılında “Doğru Yorum” adında aylık bir gazete çıkartmıştık. Gazetede yine bu konuları gündeme getirmiş, Müslümanları bu fitnelere karşı uyarmıştık. Doğrusu o günlerde yaptığımız yayınlar ses getirmiş, dinde reformcu ve diyalogcular hayli rahatsız olmuştu.
Hocamızın vefatından sonra eserlerinden “Akâid Risaleleri ve İslâm İnancı” kitabını yayına hazırladık. Hocamızın dini görüşlerini topladığımız “Ali Nar Hoca’nın İslâm Müdafaası” kitabı da yakında çıkacak. Bu kitap, Hocamızın dinde reform, dinlerarası diyalog, Sünnet düşmanlığı, mezhepsizlik tehlikesi gibi konulardaki mücadelesini anlatmaktadır. Hocamızın akaid görüşlerini anlatan Akâid Risaleleri ve İslâm İnancı’yla birlikte bu üç kitapla hocamızın dini görüşlerini, “Ali Nar Hoca ve İslâmî Edebiyat” kitabıyla da edebiyata dair görüşlerini topluma sunacağız inşallah.
Ali Nar Hocamızın geniş kültürü, dine, kültüre ve edebiyata vukufiyeti, sadece dini ilimlerde değil, edebiyatta da kendini göstermiş; değişmez, pörsümez ve eskimez değerleri edebiyat vasıtasıyla da topluma anlatmak için gayret etmiş, İslâm’ın güzelliklerini topluma telkin edebilmek için “İslâmî Edebiyat”ı benimsemiş, bu yolla geniş kitlelere mesaj vermek için çalışmış ve Türkiye’de İslâmî Edebiyat’ın öncüsü, üstadı olmuştur.
A) ALİ NAR HOCANIN DİNÎ ESERLERİ
Ali Nar Hoca ve Ehl-i Sünnet Anlayışı
Merhum Ali Nar Hoca’mızın düşünce yapısı incelendiğinde Peygamber Efendimiz (sav), Ashab-ı Kiram efendilerimiz ile onlardan sonra gelen salihlerin bize ulaştırdığı İslâm/Ehl-i Sünnet Akâidi’ne yapılan saldırılar karşısında dik duruşu; dinde reform ve dinlerarası diyalog gibi İslâm’ın içini boşaltmaya yönelik cereyanlarla kıyasıya mücâdele edişi görülecektir.
Osmanlı’nın son Şeyhülislâmı Mustafa Sabri Efendi ile Muhammed Zahid el-Kevseri, Ahmed Davudoğlu ve Ömer Nasuhi Bilmen gibi son devrin önemli Ehl-i Sünnet âlimlerinin yolunda yürüyen Ali Nar Hoca, kalemini Ehl-i Sünnet karşıtlarına karşı bir kılıç gibi kullanmıştır.
Ali Nar Hoca, İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nde Ahmed Davudoğlu, Ömer Nasuhi Bilmen gibi hocalardan istifâde etti. Üstad Necip Fazıl Kısakürek’le tanıştı. Ehl-i Sünnet anlayışının şekillenmesinde Ahmed Davudoğlu ve Ömer Nasuhi Bilmen gibi âilimlerin büyük etkisi oldu.
Erzurum Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Kelâm Asistanlığı’nı kazandı. Siyasi nedenlerle tayin edilmedi. 1975’te başlayan İslâm ülkeleri ziyareti, Arapça’yı tercüme yapacak kadar iyi öğrenmesini sağladı. İslâm dünyasında Ebu’l-Hasan en-Nedvi, M.Ali Sabuni, Muhammed Muhammed el-Hüseyin, Muhammed Avvâme gibi âlimlerle tanıştı. İslâm âlimlerinden yaptığı tercümelerle Ehl-i Sünnet anlayışının yayılmasına katkı sağladı.
Cemaleddin Efgani, Muhammed Abduh ve Reşid Rıza’nın öncülüğünü yaptığı İslâm’da yenilik çabalarına karşı mücâdele etti. Mezhepsizlik üstüne eleştirel eserlerle birlikte, akideye dâir kitaplar ve Peygamber Efendimiz’in hayatını anlatan siretler kaleme aldı.
İslâm İnancı
Ehl-i Sünnet itikadını topluma yerleştirmek için “İslâm İnancı” kitabını yazdı. Ali Nar Hocamızın bu kitabı, akademik bir dille yazılmış olup, doktora tezinden daha ziyâdedir. Kitapta, İslâm Akâidi’nin yanında bazı Kelâm meselelerine de değinilmiştir. Yine kitabın diğer akâid kitaplarında olmayan bir bölümü de “20.asır Bid’atçileri” bölümüdür ki, bu bölümde günümüzdeki bozuk fırkalar irdelenmiştir. Tarafımızdan gözden geçirilerek yeniden basıldı.
Dinlerarası Diyalog Fitnesi
Ali Nar Hoca, Türkiye’de Fethullah Gülen’le mücessem hale gelen Dinlerarası Diyalog fikrine karşı mücâdele etti. 2006 yılında “Dinlerarası Diyalog Fitnesi” kitabını çıkarttı ve İslâm’ın tek din olduğunu ve Yahudi ve Hıristiyanlarla diyalog yapılamayacağını savundu. Bu kitap, Ali Nar Hocamızın öncülüğünde hazırlanmış bir derlemedir.
Ehl-i Kitap Cennetlik mi?
“Ehl-i Kitap Cennetlik mi?” kitabını yazdı. Yahudi ve Hıristiyanların Müslüman olmadan asla Cennet’e gidemeyecek-lerini delilleriyle ortaya koydu.
Dinde Yenilikçiler ve Buluşma Noktaları
Yazdığı “Dinde Yenilikçiler ve Buluşma Noktaları” kitabında günümüzde dinde reform ve dinlerarası diyalog gayreti içinde olanların görüşlerini eleştirdi. Dinde reform arzusunda olanların hangi noktalarda fikir birliği içinde olduklarını, nasıl birlikte hareket ettiklerini anlattıktan sonra, bunların Ehl-i Sünnet’e uymayan görüşlerini tenkid etti.
Büyük Kavga
“Büyük Kavga” kitabında dinde reformist ve diyalogculara ilmi cevaplar verdi. Kitapta Hayrettin Karaman, Süleyman Ateş, M.Said Hatiboğlu gibi birçoklarının ifsaadlarına reddiyeler yazan Ali Nar Hoca, sahih İslâm inancının müdafasını yaptı.
Doğru Yorum Gazetesi
Mayıs 2008’de Ehl-i Sünnet’i savunmak ve İslâm dininde reform çalışmalarına bir tepki olarak “Doğru Yorum” gazetesini çıkarttı. Maddi imkânsızlıklar sebebiyle 10 sayı kadar çıkabilen gazete, 32 sayfadan oluşuyor ve en son sayfada (tüm sayılarda) Üstad Necip Fazıl’ın “Dinde reformacılar” hakkındaki yazılarından alıntılar mevcuttu. Gazete, dinde reformcu taifeyi rahatsız etti. Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Ali Nar Hocanın bir yazısına alınganlık göstererek Yeni Şafak’taki köşesinde cevap yazdı. Ali Nar Hocanın cevabi yazısından sonra Karaman tekrar cevap veremedi.
Ali Nar Hocanın yarım asırlık yazarlık geçmişinde yaptığı en büyük hizmetlerinden birisi hiç şüphesiz “Doğru Yorum” gazetesidir. Bu gazeteyle Ehl-i Sünnet’e muhalif olan dinde reformcuların gerçek yüzünü ortaya çıkartmıştır.
Son Asır Ehl-i Sünnet Âlimleri
“Son Asır Ehl-i Sünnet Âlimleri” kitabında Osmanlı’nın son Şeyhülİslâmı Mustafa Sabri Efendi’den günümüze Ehl-i Sünnet inancına sahip âlimlerin hayatlarını anlattı. “İslâmî Düşünüş ve Yaşayış Çevresinde” kitabında İslâmi düşüncenin ve İslâmî yaşayışın yolunu tarif etti. “Nusayrilik ve Suriye’de Nusayri Zulmü” kitabında Suriye’de Ehl-i Sünnet çoğunluğa Nusayri azınlık tarafından yapılan zulmü gözler önüne serdi. Bu kitaptan dolayı yargılandı.
Tevhid’in Esasları
“Tevhid’in Esasları” tercümesinde sahih tevhid anlayışını tarif etti. “İçtihad, Müctehidler ve Mezhepsizlik Tehlikesi” kitabıyla Türkiye’de baş gösteren “Mezhepsizlik” cereyanına karşı uyarılarda bulundu.
Dini Modernizmin Üç Şovalesi
Cemaleddin Efgani, Muhammed Abduh ve Reşid Rıza’nın zararlı fikirlerinin ülkemizde yayılmasını önlemek için makaleler yazdı. Bu konuda yazılan önemli kitaplardan birisi olan Dr.Hasib es-Sammarai’nin “Dini Modernizmin Üç Şovalyesi” kitabını tercüme etti. Yine aynı konuda “Zihin Özürlü İslâmcılar ve CEMARR Mezhebi” kitabını yazdı.
Merhum Ali Nar Hoca, kısıtlı imkânlarıyla fırsat bulduğu her platformda dinde reformist tavırlardan duyduğu rahatsızlığı dile getirmiştir. Yazdığı kitaplarda ve çıkarttığı dergilerde sürekli modernistleri tenkid etmiştir. Doğru ve hak bildiği yoldan dönmemiş, her zaman sırat-ı müstakim üzre yılmadan mücâdelesine devam etmiştir.
Ali Nar Hoca, yıllarca düşüncelerinden, yazdıklarından dolayı yalnızlaştırılmaya çalışılmıştır. Denilebilir ki, yalnızlaştırılma ve itibarsızlaştırma operasyonuna tabii tutulanların başında gelir. Eğer bu ülkede Ehl-i Sünnet’i tek başına kalma pahasına savunan birisi varsa ve efsaneleşecekse, o Ali Nar Hoca’dır.
B) ALİ NAR HOCA’NIN EDEBİ ESERLERİNE GENEL BİR BAKIŞ
Ali Nar Hoca ve Edebiyat
Ali Nar Hoca, edebiyat zevkini son devrin âlimlerinden Mahir İz Hoca’dan almış ve Necip Fazıl’dan beslenerek büyütmüştür. Talebelik yıllarında bir defa gördüğü ve MTTB salonunda onlarca konferansını dinlediği Necip Fazıl’la 28 Haziran 1964 yılında tanışmış, öğretmenlik yıllarında Diyarbakır’a, Erzincan’a ve İzmit’e konferansa çağırmış; Büyük Doğu dergisinde yazı yazacak kadar dostluğunu ilerletmiştir. Mart 1983’te Üstad’la vefatından önceki son röportajı gerçekleştirmiştir.
20. asırda “İslâmî Edebiyat” kavramını ilk defa kullanan ve bu kavramın isim babası Ebu’l-Hasen en-Nedvi ile 1986 yılında Hindistan ziyaretinde tanışmış; Şeyh Nedvi’nin “Türkiye’de İslâmî Edebiyat’ın temsilcisi sen ol” çağrısına cevap vererek “İslâmî Edebiyat” dergisini kurmuştur.
Daha ilkokul yıllarında edindiği not defterine itinayla günlükler tutan Ali Nar Hoca, İmam Hatip yıllarında ve Yüksek İslâm Enstüsü’nde yazma alışkanlığını geliştirmiş, “Milli Yol” dergisinde yayınlanan bir ankete verdiği cevapla katkıda bulunmuş ve “Yeni Şark Postası”nda yazmaya başlamıştır. Hocanın edebiyatta sesini duyurması öğretmenlik yıllarına tesadüf eder. Salih Özcan beyin çıkarttığı “Hilal” dergisinde ilk şiirinden sonar “Hakses” dergisinde de bir yazısı yayınlan; böylece edebiyat dünyasında ismi duyulmaya başlamıştır.
1977’de yazdığı kitaplarını neşrettirme imkânı bulmuş, “Milli Gazete” ve “Yeni Devir”de yazdıklarıyla Türkiye çapında ismini kabul ettirmiştir. “Pınar”, “Mavera”, “Yeni Sanat”, “Sedir”, “Çınar”, “Tohum”, “Hilal”, “İslâm”, “Milli Gençlik”, “Düşünce”, “Hakses”, “Vahdet” gibi sağda çıkan dergi ve gazetelerde yazılar yazmıştır.
Ali Nar Hoca’nın Edebiyat Anlayışı
Ali Nar Hoca’nın 78 yıllık hayat mücadelesi iki temel üzerine oturmuştur: “Birisi din, diğeri edebiyat”. Edebiyatı, dini anlatmada bir vasıta olarak görerek “İslâmî Edebiyat” kavramı üzerinde ısrarla durmuş ve Türkiye’de İslâmî Edebiyat’ın temsilcisi olmuştur. Hoca’nın bu tutumu “tebliğ” anlayışından çok “telkin” anlayışıdır ve bu yönüyle Lebid’e, Hassan bin Sabit’e, Züheyr’e, Ebu’l-Hasen en-Nedvi’ye ve Necip Fazıl’a benzer. Yazdığı piyes, hikâye, roman ve denemelerinde “tebliğ” değil, “telkin” anlayışı hâkimdir.
Bu anlayışını şöyle ifade eder: “Önce İslâmî Edebiyat İslâmî duygu ve düşünceyle yapılan bir söz sanatıdır. İslâm’dan ve onun kutsallarından direk söz etmeseniz de onun ruhuna uygun olarak Müslüman ediplerin yaptığı edebî faaliyetlerin tümü İslâmî edebiyat kavramının içine girer. İslâm’a aykırı olmayan ve İslâm’ın kutsallarını rencide etmeyen eserleri bu kategoride değerlendirebiliriz. Özellikle altını çizmek gereken bir nokta genel ahlaka aykırı olamamaktır. Bizim geleneğimizde var olan münacat, naat, büyükleri medih ve kötülere yergi, ahlakî telkin taşıyan türler tepe noktasını tutar. Aslında bize göre ideal olan da budur.”
Hocanın edebiyatta ideal olanın “tebliğ” değil, “ahlaki telkin” olduğu inancı eserlerine de yansımıştır. “Tebliğ”in din adamları tarafından da yapılabileceğini ancak edebiyatçının dini anlatırken “ahlaki telkin” metoduyla hareket etmek suretiyle daha geniş kitlelere sesini duyurabileceğini; telkin metoduyla dini düşünceleri, edebi türlerin içine daha ustalıkla yerleştirilebileceğini öngören Ali Nar Hoca, yazdığı “piyes”, “hikâye” ve “roman’ (bilim kurgu-ütopik)’larında telkinî bir metod takip etmiştir. Ancak yazdığı “Ezan Donanması” ve “Sığamadığım Dünya” şiir kitaplarında ve denemelerinde “tebliğ” ve “telkin”i birlikte kullandığı görülür.
İslâm Dünyasının İlk Ütopik Romanı: Arılar Ülkesi
“Arılar Ülkesi”, sosyal-siyasal içerikli bir ütopik romandır. 1980 yılında yayınlanan eser, Arılar sembolüyle Türk milletinin ve özgürlük savaşı veren toplumların son asırdaki macerasını anlatmaktadır. Eser, Fransızca, İngilizce ve Arapça’ya çevrildi. Dünya İslâmî Edebiyat Birliği yarışmasında 1’incilik ödülü aldı.
Ütopik romanlara örnek olarak “Guliver’in Macerası”, “Utopia” ve “Güneş Ülkesi” romanları örnek verilir. Ancak bunların tümü yabancı romanlardır. Arılar Ülkesi, bu yönüyle Türkiye’de ve İslâm ülkelerinde türünün ilk örneğidir.
Ali Nar Hoca, “Arılar Ülkesi” kitabının “ahlaki telkin” metoduyla yazdığına işaret ederek şunları söyler:
İnkılap Kitabevi’nde bir tabible kelam ediyoruz:
-Hocam, beni hatırladınız mı? Sizinle 1982’lerde burada tanışmıştık, ben talebeydim. Arılar Ülkesi yeni çıkmıştı. Bir kız gelirdi yayınevine, İslâm’a yönelmişti ama bir türlü başını örtmeye razı olmuyordu. Çok anlattık, kitap verdik. Sonunda sizin bu romanınızı hediye ettik. Bir iki gün sonra kızcağız başı örtülü geldi. Hayretimizi bir kat daha arttırdı. Arılar Ülkesi’ni okuyunca lüzum görmüş! Halbu ki kitapta bunu tebliğ eden bir kelime yok!
-Evet, dedim. Uzaktan ve derinden telkin almış olacak!
Cahit Zarifoğlu, Arılar Ülkesi romanı hakkında şunları söyler: “Çocuklar da dâhil herkesin rahatlıkla, zevkle ve ibretle okuyacağı bir romandan söz açalım bugün. Yazarını gazetelerdeki yazılarından da tanıyorsunuz. Bu defa bir romanıyla karşımıza çıkıyor. Zannederim Ali Nar’ın bu ilk romanı. Çok yönlü bir kitap: İsterseniz çocuklar için bir masal kitabı, dilerseniz bir edebiyat eseri, dilerseniz bir siyaset analizi deyin. Hepsini de karşılayabilecek birçok yönlülüğe sahip.
Konusu üç cümle ile şöyle:
Çalışkan ve dürüst bir arı cemaatının yaşadığı bir küçük ülkeyi, civar ülkelerden birinde yaşan yılanlar istila ediyor. Nice ızdıraplardan ve maceralardan sonra arılar akıllarını başlarına topluyor ve ülkelerini kurtarıyorlar.”[1]
İslâm Dünyasının İlk Bilim-Kurgu Romanı: Uzay Çiftçileri
Dünyada ilk İslâmî bilim-kurgu romanı olan Uzay Çiftçileri, Eylül 1988 yılında yayınlanmıştır. Panzehir dergisine röportaj veren Ali Nar Hoca, kitabın konusunu şöyle özetliyor: “Uzay Çiftçileri” İslâm dünyasındaki çeşitli bölgelerden bir grup insanın 2018 yılında çok modern bir uzay gemisi ve buna bağlı olan uzay taksileriyle güneş sisteminin gezegenlerini kontrol etmeleriyle başlıyor. Venüs ve Merih’e inen grup burada hayat olmadığını görüyorlar. Daha sonra, jüpiterin bir uydusuna iniyorlar ve hayat imkânı buluyorlar. Orada bitkiler yetiştiriyorlar. Sonra bir tevafuk sonucu başka bir güneş sistemindeki gezegene iniyorlar. Orada bitki ve hayvan yetiştiriyorlar. Gezegene bir çift aslan, eşek ve insan bırakarak, o gezegene 300 yıl önce gitmiş olan bir Karadenizli’yi alarak geri dönüyorlar. Kısaca özeti bu şekilde”[2].
Yerli ve yabancı birçok yayın tarafından tanıtım yazısı ve haberi yapılan eser, ilgi görmüştür. “Die Welt Des İslâms, Tuta Sub Aegide Palas, Milliyet, Panzehir, Mülakat, Yön, Matbuat, Nokta, Tempo, Atv ve Kanal D televizyonları ile Marmara FM” tarafından kitabın tanıtımı yapıldı.
Hollanda’da yayınlanan “Die Welt Des İslâms=İslâmî Edebiyat Bibliyografyası” 10 sayfalık yazı ile kitabı tanıtırken, Mısırlı Ahmed Raif’in “Beşinçi Boyut”uyla mukayese ettikten sonra Uzay Çiftçileri romanının Türkiye’nin ve İslâm âleminin ilk bilim-kurgu romanı olduğunun altını çizmiştir[3].
Matbuat dergisi bilim-kurgu sayfasında “Bu hikâyede Asimov da var” manşeti ve İlhan Kurtaran imzasıyla “Türkiye’nin ilk İslâmcı bilim-kurgusu” alt başlığından sonra şu övücü ifadeleri kullandı: “Türksat gibi el malı bir uydu ile neredeyse göbek atacak bir toplumun insanlarıyız; medâr-ı maişet derdiyle kavrulan Anadolu’nun nesine gerek bilim-kurgu derken, bir de baktık ki Uzay Çiftçileri adında bir kitap yayınlanmış. Müellifi Ali Nar beyefendi. Kendilerine beni kara ufuklu tahlillerinin boğuculuğundan kurtardığı için teşekkür borçluyum. Önsözde de belirttiği üzere, okunacak ve tartışılacak bir kitap olduğu muhakkak. Ama bir ilk oluşu var ki her şeye bedel. Bilim-kurguya yeni bir misyon yüklüyor yazar. İnsanı sadece pozitif bilimle bırakmıyor da, ona bir ruhun var olduğunu da hissettirmeye çalışıyor, dini mefhumlar önem kazanıyor. Astronotlar -ki bunların asıl adı, misyonlarıyla mütenasip olarak “Uzay Çiftçileri”- manevi kuvvetlerle ışık hızının 15 katı hıza ulaşıyor”[4].
Yön dergisi “Türkiye’nin ilk İslâmî Bilim Kurgusu: Feza’da Cihad!” başlığıyla Orhan Gökdemir imzası taşıyan değerlendirmede Matbuat dergisinin kitap hakkındaki pozitif değerlendirmesine vurgu yapmaktadır[5].
Milliyet gazetesinde Ruşen Çakır “Uzayda Cihad Tutmadı”[6]başlığıyla verdiği haberde “Uzay Çiftçileri” romanının satış yönünden tutmadığından bahsetmiştir ancak yaptığı bu haber kitabın tanıtılmasına katsı sağlamıştır.
Nokta dergisi “Halep Üssü’nden Uzaya: İslâmî Bilim Kurgu Romanı” başlığı ve Nuh Köklü imzasıyla şu değerlendirmelere yer veriyor: “2018 yılında Halep Uzay Üssü’nden kalkan bir uzay gemisi, Dünya İslâm Federasyonu adına “Uzayda Bitkisel Gıda Üretme Projesi”ni gerçekleştirmek üzere yolculuğa çıkar. Uzayın ve dünyanın Müslümanlar tarafından keşfiyle sonuçlanacak olan bu uzun yolculuk serüveni, İslâmî ütopik roman türünün ilk denemelerinden biri. Halen iki bölümü piyasaya sunulan kitabın üçüncü bölümü yazılma aşamasında. Her ne kadar uzayda eşekle gezilen bölümlere yer veriliyorsa da kısmen kurgu bilimcilere parmak ısırtacak öyküler de var.”
Yabancı basının ve Türkiye’deki sol yelpazenin, kitabın tanıtımı ve hakkının teslim edilmesi noktasında yaptığı katkıyı, o günlerde muhafazakar matbuatta göremiyoruz. Belki kitap, 2000’lerde yayınlansa İslâmî camia da kayıtsız kalmayacaktı kim bilir. Kitaba İslâmî camiadan Afet Ilgaz, Üstün İnanç ve Prof.Dr.Hasan Akay tanıtım yazısı yazmıştır.
Yazar Üstün İnanç “Uzay Çiftçileri, bir Türk’ün önderliğinde Müslümanların uzaya gidişini ve orada kendi düzenlerini kuruşunu anlatır” dedikten sonra kitaba İslâmî camianın ilgisizliğini eleştirir: “Maşallah Müslümanlığını öne çıkaran aslanlar gibi üç televizyon kanalımız var. Lakin haberleri bile yoktur Uzay Çiftçileri’nden. Gelgelelim, Atv haber programında ballandırıla ballandırıla anlatılıyor, her ne kadar uzaya götürülen eşeği ön plana çıkararak hınzırlık yapılıyorsa da.
Tıpkı Ali Nar’da olduğu gibi.
Üstad Necip Fazıl, konferans ve eserlerini boykot eden solcu ve mason basın organları için şöyle derdi: ‘Üzerimize milyonlarca ton sükût külü ekiyorlar”.
Ah üstadım, şimdi rüzgûr ters döndü, sükût külünü kendi özlerimiz ekiyor. Bizlere karşı”[7] demektedir.
Yazar Afet Ilgaz’da kitabı övgü dolu sözlerle tanıtırken, ilgisizlikten şikâyetçiydi. Ilgaz’ın kaleminden dökülün şu cümleler oldukça anlamlıydı: “Bugünlerde Ali Nar’ın Uzay Çiftçileri’ni okuyorum. Bu kitabı okumakta neden bu kadar geciktiğimi, kitabına ve yazarına neden böyle haksızlık ettiğimi de düşünerek. Oysa hiç kendisinden böyle şeyler beklemediğimiz ve benim “öteki”ler dediğim televizyonlardan ikisi, hiç de korktuğum gibi küçümseme ye kalkmadan, alay etmeden, bir “İslâmcı” yazarın bu bilim-kurgu kitabını epey bir zaman önce hem de haber bültenlerinde duyurmuş, tanıtmıştı. Bizimkiler de neden ses seda yok, onu da bilmem! Belki de benim gibi düşünüyor hissediyorlardır. Ben bilim-kurgu romanları okumaktan sıkılırım. Çünkü bunların, insan muhayyilesiyle sınırlanarak hayal kurduklarını iddia etmeleri, bana yapmacık gelir. Ama itiraf edeyim ki korka korka başladığım Uzay Çiftçileri’ni büyük bir zevkle, elimden düşürmeden okuyorum.”
Prof.Dr.Hasan Akay’da “Öylesine çağdaş bir kurgunun böylesine İslâmî bir hassasiyetle işlenmesine ilk defa rastlıyorum. Tek kelimeyle müthiş bir eser. Bu harikulade çalışmanız hem bana hem de kardeşlerimin elektronik meraklarına bir ilaç gibi geldi” demiştir.
Uzay Çiftçileri ile Türk Sinemasını etkiledi
Uzay Çiftçileri romanı İslâm dünyasındaki ilk bilim-kurgu romanı olma özelliğinin yanı sıra son yıllarda yapılan sinema filmlerinin de esin kaynağı olmuştur. Bu yönüyle Türk sinemasını da etkilemiştir.
Sanatçı Mehmet Esen, Cem Yılmaz’ın GORA ve AROG filmlerini Ali Nar’ın Uzay Çiftçileri romanından esinlendiğini / kopya ettiğini şöyle açıklıyor: “O dönem ben “Uzay Çiftçileri” adında dini bütün bir yazarın fantastik romanını okuyordum. Ciddi bir dille yazılmıştı. ‘Türkler uzaya giderse ne olur’ du konusu. Türkler bütün uzayı ele geçiriyorlar ama bir tek ay onların değil, kafayı aya takmışlar ve elde etmek istiyorlar. Sonunda bir formül bulunuyor ve maç yapmaya karar veriyorlar. Ben bunu eğlenceli bir şekilde sahnede kitabın da adını vererek anlatıyordum. Cem’de sahneye ilk çıktığında uzayla ilgili bir şeyler anlattı.
“(…) Bu uzay konusu üzerinde bol bol espri ürettik. O dönem Cem Yılmaz ve Erdil Yaşaroğlu iyi arkadaşlardı hala da öyleler. İkisi de iyi çizerlerdir. Sürekli uzay esprisi yapıyorduk. Ve yıllar sonra GORA vizyona girdi. AROG’u da unutmamak lazım. Maç bölümleri bahsettiğim kitapta da mevcuttur. Google’dan bulabilirsiniz.”
Mehmet Esen, “GORA için sizin fikriniz diyebiliriz yani?” sorusuna da şu cevabı veriyordu: “Kesinlikle! ‘Uzay Çiftçileri’ kitabından yola çıkıp anlatmıştım. Kitabın adını da vermiştim sahnede anlatırken. O dönem oyunumu izleyenler şahittir”[8].
Ali Nar Hoca’nın vefatı münasebetiyle taziye mesajı yayınlayan Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi de Hoca’nın “Uzay Çiftçileri” romanıyla Türk sinemasını etkilediğine dikkat çekmiştir.
Muhtar Kafası ve Piyesleri
1974 yılında ilk basılan piyesi “Fetih”, 1978’de “Koro”/ya da “Devrimci Öğretmen”, 1979’da “Muhtar Kafası”, 1985’te “Nasreddin Hoca’dan Öğüt”, “S.Bin Müseyyeb’in Hayır Dediği Gün” ve 1991’de yazdığı “Ruh Paraziti”/ya da “Porselen Dişli Bürokrat” ve “Hortlaklar” piyesleri Müslüman gençliğin yetişmesine katkı sağlamış ve büyük bir boşluğu doldurmuştur.
İslâmî camianın yeni yeni ortaya çıkan tiyatro gruplarının bu tür eserleri bulmakta zorluk çektiği bir ortamda Ali Nar Hoca yazdığı piyeslerle bir nesli etkilemiştir. Necip Fazıl’da “Bir Adam Yaratmak, Para, Reis Bey” piyesleriyle aynı katkıyı sunmuştur.
“Muhtar Kafası” adlı tiyatro eseri, Tür-kiye’nin değişik yerlerinde yüzlerce kez sahnelenmiş ve MTTB tarafından açılan tiyatro yarışmasında 63 eser arasında ikinci olmuştur.
Hikâyeleri
Ali Nar Hoca’nın hikâyeciliği romancılığı kadar yalındır. 1989 yılında yayınladığı “Muhtarnâme” de mizahi hikâyeciliği denemiş, 1990’da hikâyelerini topladığı “Dağ Pınarı (Kan Denizi)” kitabını neşretmiştir. 1991’de “Bir Demet Yasemin” adıyla çocuk hikâyelerinden oluşan kitabını neşretmiştir. 2005’te “Çağdaş Arap Hikâyesinden Seçmeler” adıyla Arapça hikâyeleri tercüme ederek Türkçe’ye kazandırmıştır.
Günlük ve Gezi Notları
1975’te eğitim ve araştırma maksadıyla burslu olarak Irak’a gitmiş; bu seyahatini Musul, Bağdat, Kerbela, Necef, Halep, Şam, Beyrut, Amman, Mekke, Medine, Hayber ve Cidde’yle tamamlamış; gördüklerini ve Hacc sırasında tanıyıp dinlediklerini, oraların tabanından derlediklerini “Ortadoğu Günlüğü” adıyla bir seyahatname veya günlük olarak yazıp neşretmiştir.
1986 yılında Hindistan, Singapur, Pakistan, Bangladeş, Endonezya, Malezya, Avustralya, Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan, Fas ziyaretlerindeki intibalarını konu edindiği gezi notlarını 2005’te “Yedi İklim Dört Kıta 1 (Uzakdoğu-Avrupa), “Yedi İklim Dört Kıta-2 (Ortadoğu-Afrika)” adıyla neşretmiştir.
“Anadolu Müslümanının Direniş Günlüğü” adıyla yayınlamayı tasarladığı ancak mahut baskılardan ötürü “Anadolu Günlüğü” adıyla yayınlamak zorunda kaldığı eser, özelde Ali Nar Hoca’nın mücadelesini, genelde ise Anadolu Müslümanının mücadelesi ve çektiği çileleri anlatmaktadır. Bu eser Türkiye Yazarlar Birliği tarafından birincilik ödülüne layık görülmüştür.
Denemeleri ve Diğer Eserleri
Bize göre, gerek içerik gerekse üslup bakımından en seçme yazılarını topladığı “Bir Çağ Sonrasına (İki Sonsuzda Gerilim)” deneme kitabı özellikle gençliğe yol gösterici bir kaynaktır. Kitapta yer alan “İslâm Gençliği” yazısı Necip Fazıl’ın “Büyük Doğu” dergisinde de yayınlanmıştır. “İslâmî Düşünüş ve Yaşayış Çevresinde” ve “Müslümanın Gökkuşağı (1993)”ında inançlı neslin nasıl yetişeceğini gösterir. “Edebiyatın İslâmcası”nda ise özellikle İslâmî Edebiyat kavramı, tarihi gelişimi, Türkçe’de İslâmî Edebiyat, edebi sanatlar, günümüz Türkiye’sinde İslâmî havadaki eser sahipleriyle, insan ve kitap tanıtımlarına yer vermektedir. “Çağdaş Arap Edebiyatı’ndan 33 Şair”de Arap âlemindeki en önemli 33 şair ve edibi tanıtmaktadır. Bunlar arasında “Ahmed Ali Bâkesir, Ahmed Şevki, Velid el-Azami, Mahmud Sami Barudi, Mahmud Müflih ve Ömer Bahaüddin el-Emiri” gibi edib ve şairi Türk okuyucusuna tanıtarak kültürlerarası bir köprü kurmaktadır. Yine “İslâmî Edebiyat Açısından Mizah Edebiyatı” adlı eserinde mizahın tanımı, İslâmî Edebiyat açısından mizahın yeri, Türkiye’deki mizahçılardan örnekler, Ortadoğu fıkralarından örneklere yer vermektedir.
Arapça’dan Tercümeler ve
İslâm Dünyasına Açılan Pencere
1975’te başlayan İslâm ülkeleri ziyaretinde, tanınmış Arap şairlerinden yaptığı tercümelerle Türkiye’nin İslâm dünyasına açılan penceresi ve oradan tatlı esintiler getiren bir gönül elçisi olmuştur. Necip Giylani’den “Cakartalı Kız”, “Kuzey Kahramanları”, “Kara Gölge”, “İlahi Nur”, “Yahudi’nin Kanlı Böreği”, Ahmed Ali Bâkesir’den “Cihada Çağrı” romanlarını tercüme etmiştir. Tevfik el-Hâkim, Mahmud Müflih ve Necip Mahfuz’dan hikâye çevirisi yapmış ve bu zevatı Türkiye’de meşhur etmiştir. Velid el-Azami, Ömer Baha’üddin el-Emiri ve Nizar Kabbani’den şiirler çevirmiştir.
Şiirleri
Ali Nar Hoca’nın nesir türündeki eserleri ağırlıklı olsa da nazım türünde de eser vermiştir. 1989 yılında şiir kitabı “Ezan Donanması”nı neşretmiş, 2003 yılında aynı eseri bazı eklemelerle “Sığamadığım Dünya” adıyla tekrar yayınlamıştır.
Şiir kitabını tanıtırken şunları söyler:
“Hangi türe sığabildi ki duygularımız, arzularımız, nefretlerimiz, heveslerimiz, hayallerimiz, kayıplarımız, pişmanlıklarımız!? Belki her yazar veya şairlik iddiasındaki büyük ruhlar sığamamıştı dünyaya ve öyle gitmişlerdi.
Bu anlamda hayranı olduğum karakterlerden ikisi var sığamamış dünyaya: Yavuz Sultan Selim ‘dünya bir hükümdar için çok, ikisine az’; Üstad Necip Fazıl’da ‘söylenmedik cümlenin hasreti dudağımda’ diyebilmesidir.
Bütün dâvâ budur”
2012 yılında yayınlanan “Şiir Tahlilleri” kitabında önemli şairlerin şiirlerini tahlil etmiştir. “Kaside-i Bürde” ve Fuzuli’nin “Su Kasidesi”nin tahliliyle başlamış, “Yunus Emre, Hacı Bayram Veli, Lütfi, Necati, Gazi Giray Han, Rasih, Seza-i Gülşeni, Süleyman Şadi, Bayburtlu Zihni, Mehmet Akif Ersoy, Erzurumlu İbrahim Hakkı, Cenab Şehabeddin, Yahya Kemal, Faruk Nafiz Çamlıbel, Necip Fazıl Kısakürek, Asaf Halet Çelebi, Ziya Osman Saba, Sezai Karakoç, Arif Nihat Asya, A.Öztemiz Hacitahiroğlu, M.Akif İnan, Dilaver Cebeci, Dr.Cahit Öney, Süleyman Arif Emre, Mehmet Nar, Ömer Faruk Turgut, Abdürrahim Karakoç”un şiirlerinden bazılarının tahlilini yaptıktan sonra kendisine ait “Hicran Gazeli”nin de tahliline yer vermiştir.
Netice
Ali Nar Hoca, tıpkı Osmanlı dönemi âlim, mütefekkir ve edipleri gibi dini ve edebiyatı iyi bilen, bu iki sahada da önemli eserler veren; bu yönüyle Osmanlı bakiyesi bir âlim, bir edib bir şâirdir.
İslâmî Edebiyat kavramını 20. asırda ilk defa kullanan ve gündeme taşıyan Şeyh Ebu’l-Hasen en-Nedvi’den sonraki ismidir. Bu kavramı Türkiye’de tanıtan ve yerleştiren kişidir. Edebi eserlerini İslâmî tahassüsle yazmış, “ahlaki telkin” metoduyla tedrici bir dini yönlendirme yapmıştır. Arılar Ülkesi ve Uzay Çiftçileri romanları İslâm dünyasında yazılmış, alanlarındaki ilk örneklerdir. Uzay Çiftçileri eseriyle Türk sinemasını etkilemiştir.
“Ortadoğu Günlüğü”, “Yedi İklim Dört Kıta 1-2”, “Çağdaş Arap Edebiyatından 33 Şair” telifleri ile Necip Giylani, Ahmed Ali Bâkesir, Tevfik el-Hâkim, Mahmud Müflih, Necip Mahfuz, Velid el-Azami, Ömer Baha’üddin el-Emiri ve Nizar Kabbani’den tercümeleriyle Türk-Arap dünyası arasında kültürel bağ kurulmasına yardımcı olmuştur.
Telif ettiği “Edebiyatın İslâmcası”, üç ayda çıkarttığı “İslâmî Edebiyat” dergisi, Necip Giylani’den tercüme ettiği “İslâmî Edebiyata Giriş” ile İslâm dünyasının tanınmış edib ve şairlerini Türkiye’de toplamakla “İslâmî Edebiyat” kavramını ülkemizde tanıtılmasına öncülük etmiştir.
“Müslümanın Gökkuşağı”, “İslâmî Düşünüş ve Yaşayış Çevresinde” ve “Bir Çağ Sonrasına” kitaplarıyla inançlı bir neslin tohumlarını atmış, yazdığı piyeslerle o yıllardaki nesle ufuk açmıştır.
“Sığamadığım Dünya” adlı şiir kitabında da inançlı nesil yetiştirmeyi kendine dert edinen Ali Nar Hoca, “Yeni İslâm Gençliğine Mesaj” şiirinde o nesle:
“Ben İslâm destanını yazmak dilerim,
Sen de söyleyecek dil olur musun? sorusunu sormaktadır.
Aynı şiirin devamında:
“Ve bir gün vurulup, şerefle ölsem,
Sen beni örtecek tül olur musun?
Beni yıkayamaz büyük denizler,
Örtüp saklayacak göl olur musun?” demektedir.
Tarihler 16 Temmuz 2015’i gösterdiğinde, din ve edebiyat kanatlarıyla “Şahsiyetçi Nizam” dediği İslâm’a hizmetini tamamlayarak şiirinde bahsettiği şehadete erdi. “Örtüp saklayacak göl olur musun?” dediği nesil, onbinlerle cenazesine iştirak ederek sel oldu, göl oldu.
DR.SİYAMİ AKYEL
[1] Cahit Zarifoğlu, Milli Gazete, 3 Mart 1980, s.2.
[2] Panzehir, Bilim-Kurgu Romanları Üzerine Ali Nar ile Konuşan: A.Selim Köroğlu, 1989.
[3] Reprinied from: DIE WELT DES İSLAMS, Band XXXV, 1, 1995.
[4] Matbuat dergisi, Bu Hikâyede Asimov Var, İlhan Kurtaran, Eylül 1994.
[5] Yön dergisi, Türkiye’nin İlk İslâmî Bilim Kurgusu Feza’da Cihad, Orhan Gökdemir, 16 Kasım 1994.
[6] Uzay’da Cihad Tutmadı, Ruşen Çakır, Milliyet 14.05.1995.
[7] (7) Kayıtsızlık, Üstün İnanç, Gündüz gazetesi, 4 Aralık 1995.
[8] Medyatava, 14.04.2011.
